İKLİM HABERLERİ

  • Plastik atıkların yeni adresi: Türkiye
    by agoktepe on 25 Nisan 2019 at 06:25

    Greenpeace Doğu Asya’nın yayımladığı yeni rapora göre, Çin’in 2018’deki plastik ithalat yasağının ardından plastik atıklar en çok Malezya, Vietnam ve Tayland’a gönderildi. Ancak bu ülkelerin hızlı bir şekilde ithalat kısıtlamaları getirmesinin ardından ihracat Endonezya, Hindistan ve Türkiye’ye kaydı.Greenpeace Doğu Asya, 2016-2018 yılları arasında en fazla plastik atık ithal ve ihraç eden 21 ülkenin ithalat ve ihracat rakamlarının yer aldığı raporu yayımladı. Raporda Çin’in 2018’de plastik ithalat yasağının etkilerine de yer verildi.Rapora göre plastik atık ihracatı, 2016 yılında 12,5 milyon tondan 2018'de 5,8 milyon tona düşerek yaklaşık yüzde 50 oranında azaldı. Plastik üretiminin artacağı tahmin edildiğinden, ihracattaki bu düşüş plastiklerin ülkelerde stoklanmaya ya da yanlış yöntemlerle bertaraf edilmeye başlanacağı anlamına geliyor.Greenpeace Doğu Asya Kampanya Sorumlusu Kate Lin şöyle konuştu:"Bir ülke plastik atık ithalatını düzenlediği zaman, ithalat akışı bir sonraki ülkeye geçer. O da düzenleyince, bir sonrakine geçer. Ancak giderek daha yetersiz hale gelen bu sistemin yıkıcı bir etkisi var. Çünkü bu plastiklerin akibetini göremiyoruz. Bunu kabul etmek mümkün değil. Geri dönüşüm sistemleri plastik üretimine hiçbir zaman çözüm olamaz. Bugüne kadar üretilen plastiğin sadece yüzde 9'u geri dönüştürüldü. Plastik kirliliğinin tek bir çözümü var, o da daha az plastik üretmek."Tablo: Türkiye’ye plastik atık ihraç eden ilk 10 ülke (ton cinsinden): İngiltere, Belçika, Almanya, ABD, Hollanda, İspanya, İtalya, Slovenya, Fransa, Japonya Türkiye’nin plastik atık ithalatı beşe katlandıRaporun Türkiye bölümünde şu noktalara dikkat çekildi:Türkiye’nin ithalatı 2016 yılının başında aylık 4.000 tondan, 2018'in başında aylık 33.000 tona yükseldi. İthalat, 2018 yılının ortalarında aylık 20.000 tona geriledi ve sabit kaldı.İngiltere’den ithalat Ekim 2018’den itibaren 10.000 tona ulaşarak keskin bir artış gösterdi.Hükümet, plastik atık ithalatı konusunda herhangi bir kısıtlama getirmedi.Atık yönetimi ciddi bir konudur, kapsamlı altyapı ve denetim mekanizmaları gerektirir. Çin’in plastik atık ithalatı yasağının ardından Türkiye birdenbire gelişmiş ülkelerin çöplerinin yeni adresi oldu. Peki bu çöplerin geri dönüşümünde %100 hedefe ulaşılıyor mu? Atık ithalatının çevresel etkileri değerlendiriliyor mu? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir denetim uyguluyor mu? Bu soruların cevabı şimdilik yok.Türkiye henüz kendi çöpüyle baş edemeyen bir ülke. Bu yüzden kontrolsüz çöp ithalatı Türkiye'nin kendi geri dönüşüm sisteminde varolan sorunların daha da artmasına neden olabilir. Türkiye başka ülkelerin çöpünde boğulmadan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın, plastik atık ithalatıyla ilgili politikalarını gözden geçirmesini talep ediyoruz.İlgili raporun İngilizce özetine şu bağlantıdan ulaşılabilir: Plastik Atık İthalat Raporu

  • Hepimiz aynı kovandayız
    by bececeli on 13 Aralık 2018 at 11:31

    Arılar yaşasın diye hepimiz aynı kovandayız.Altta sıralanan 11 kurum yaşanan toplu arı ölümlerinin önüne geçilmesi için ortak bir metin kaleme aldı. Kurumlar, arıların ölümüne neden olan neonikotinoidlerin yeni ölümler yaşanmadan yasaklanmasını talep etti.Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme DerneğiÇevre ve Arı Koruma Derneği (ÇARIK)Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL)Doğa DerneğiDoğa Koruma Merkezi (DKM)GreenpeaceKuzey Ormanları Savunması (KOS)Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği (TAB)WWF-TürkiyeYeryüzü DerneğiYeşil Düşünce Derneği **Arıları kurtaralım!Dünya genelinde olduğu gibi, Türkiye'de de önemli oranda arı ölümleri yaşanıyor. Vakit kaybetmeden gerekli adımlar atılmazsa sadece arılar değil; yaşamın benzersiz çeşitliliği içinde birlikte yaşayan tüm canlılar ve gıdamız da tehlike altına girecek.Arılar sadece bal üretmiyor, yediğimiz gıdaların 3’te 1’i onların sayesinde sofralarımıza geliyor. Zira arılar, çiçekler arasında dolaşırken gerçekleştirdikleri tozlaşma ile bitkilerin üremesini ve çeşitliliğini sağlıyorlar. Tozlaşma olarak adlandırılan bu sürecin %80'i bal arısı ve diğer yaban arıları tarafından gerçekleştiriliyor. Arılar, diğer böcek türleriyle birlikte biyolojik çeşitliliğin devamını sağlıyorlar. Bir başka deyişle arıların olmadığı bir dünya düşünmek mümkün değil.Arılar neden ölüyor?Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme-Uygulama ve Araştırma Merkezi, yıllardır senelik %20 civarında seyreden arı ölüm oranının bazı bölgelerde %70'lere kadar çıktığını ve genel olarak arı ölümlerinin arttığını belirtiyor.1Arı nüfusunun azalmasına yol açan nedenlerin başında tarımsal üretimde kullanılan ve genel olarak pestisit2 olarak adlandırılan kimyasal maddeler geliyor. Bilimsel araştırmalar özellikle neonikotinoid sınıfı pestisitlerin arılar üzerinde hem doğrudan öldürücü etkileri olduğunu hem de sinir sistemlerini etkileyerek felç, hafıza kaybı, öğrenme yetisi bozukluğu gibi dolaylı yollardan da arılara zarar verdiğini gösteriyor. Nikotin mekanizması temelli bu pestisitler canlıların sinir sistemini etkiliyor. Bunun dışında küresel iklim değişikliği, habitat kaybı, yanlış arıcılık uygulamaları gibi pek çok konu da arı ölümlerinin nedenleri arasında yer alıyor.Türkiye’de 2012-2016 yılları arasında yapılan bir çalışmada Trakya’da, özellikle de Tekirdağ ve Edirne’de toplanan ayçiçeği tarlalarının toprak örneklerinin %25’inde ve ayçiçeği çiçek numunelerinin %35’inde neonikotinoid sınıfı imidacloprid maddesi tespit edilmişti. Aynı çalışmada çiçek örneklerinin yarıya yakınındaki kalıntının ise arıların zehirlenmesine neden olabilecek düzeyde olduğu anlaşılmıştı.3 İsviçre'de yapılan bir araştırmada ise dünyanın farklı bölgelerindeki yerel üreticilerden 198 bal örneği toplandı. Bu balların %75’inde, (teker teker bakıldığında AB ve ABD'deki yasal limitlerin altında kalsa dahi) neonikotinoid sınıfı böcek öldürücü kimyasalların kalıntılarına rastlandı.4Avrupa yasakladı, Türkiye'de serbest!Neonikotinoidler, yaşamı çok ciddi şekilde tehdit ediyor. Böcek ilaçları ve diğer birçok pestisit arılarda “Koloni Çöküş Sendromu” adı verilen ölümlere neden oluyor. Bu kimyasallar, bitkilerin tohumlarına uygulanabiliyor, böylece bitki büyürken kimyasal maddeleri bünyesinde tutmaya devam ediyor. Bitkiyle temas eden böcekler de zehirlenerek ölüyorlar.5 Yapılan diğer araştırmalar neonikotinoid içeren böcek öldürücü kimyasalların, arıların yanı sıra özellikle kuş6, kelebek7 ve suda yaşayan omurgasızları8 da etkilediğini ortaya koyuyor.Ayrıca bitkilere uygulanan neonikotinoidlerin büyük bir kısmı bitki yerine toprağa geçiyor ve toprakta 19 yıla kadar etkilerini yitirmeden kalabiliyorlar.9 Yani bu kimyasalların, tam olarak hangi canlıya ulaştığını ve ne kadar zarar verdiğini hesaplamak oldukça zor. Neonikotinoidlerin doğada yol açtığı zararın tam boyutu henüz bilinmiyor. Ancak bu konuda ortaya çıkan her yeni gelişme, neonikotinoidlerin ekosistem için oldukça tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor.Avrupa Birliği 2018 yılında, neonikotinoid sınıfından arılara zarar veren 3 maddeyi sera kullanımları dışında tamamen yasaklayan tasarıyı oylayarak kabul etti. Yasağın 2018’in sonuna kadar uygulamaya geçirilmesi planlanıyor. Avrupa’da yasaklanan neonikotinoidler (imidacloprid, clothianidin ve thiamethoxam) Türkiye’deyse rahatça ve yaygın olarak kullanılıyor.Neonikotinoidler yasaklansın!Arı ölümlerini durdurmak ve arıları yaşatmak için atılması gereken birçok adım var. Aşağıda imzası bulunan sivil toplum kuruluşları olarak ilk adımın Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından atılmasını, arıları öldüren neonikotinoidlerin yasaklanmasını ve bu yasağın ardından konuyla ilgili denetimlerin düzenli olarak yapılmasını talep ediyoruz.Arılara, kelebeklere, kuşlara ve daha pek çok canlıya zarar veren neonikotinoid sınıfı pestisitlerin yasaklanmasının, Türkiye'de biyoçeşitliliğin korunması ve gıda güvenliğimiz için atılacak en temel ve vazgeçilmez adımlardan biri olduğunun altını çiziyoruz.İnsan, doğadaki canlılardan yalnızca biri. Doğayı incitmeden, bozmadan, zehirlemeden üretmek, doğanın döngüsel mantığıyla düşünerek evrendeki sayısız canlıyla uyum içinde yaşamak mümkün.Doğanın korunmasının gerekmeyeceği bir dünya umuduyla. --Dipnotlar1. AGAM "Türkiye'deki Arı ölümleri Kaygı Verici Boyutlarda." Bursa Uludağ Üniversitesi. Eylül 14, 2015. Erişim tarihi: Aralık 05, 2018. https://wayback.archive-it.org/9650/20191001170357/https://uludag.edu.tr/haber/view/136.2. Pestisit: Gıda maddelerinin üretimi, tüketimi, depolanmaları esnasında gıdalara zarar veren mikroorganizma ve zararlıları uzaklaştırmak veya yok etmek amacıyla kullanılan, kimyasal ya da biyolojik ürünlerin tümüne pestisit adı verilmektedir. Açar, Ö. Ç. “TC Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Ulusal Gıda Referans Laboratuvarı Eğitim Notu Pestisit Analizleri.” Temmuz 2015. https://wayback.archive-it.org/9650/20191001170357/https://gidalab.tarimorman.gov.tr/gidareferans/Belgeler/B%C3%B6l%C3%BCmler/Pestisit-Egitim-Notu2015.pdf3.  Ünal ve ark. “TAGEM/HSYGAD/12/A06/PO3/13 nolu Bal arılarında neonicotinoid grubu insektisitlerin toksikasyonlarının araştırılması adlı projenin sonuç raporu” (2016).4.  Mitchell, E. A. D. ve ark. “A Worldwide Survey of Neonicotinoids in Honey.” Science, 358/6359 (2017), s. 109–111. doi:10.1126/science.aan3684.5.  Greenpeace Akdeniz. "Arılar Yaşasın Diye: Dünyada ve Türkiye’de Tozlamayı Yapan Canlıları ve Tarımı Tehlikeye Atan Faktörlere Dair Bir Değerlendirme." Eylül, 2018. https://wayback.archive-it.org/9650/20191001170357/http://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/report/2018/arilar-yasasin-diye.pdf6.  Eng, Margaret L., Bridget J. M. Stutchbury, ve Christy A. Morrissey. "Imidacloprid and Chlorpyrifos Insecticides Impair Migratory Ability in a Seed-eating Songbird." Scientific Reports 7, no. 1. November 09, 2017. doi:10.1038/s41598-017-15446-x.7.  Forister ML ve ark. “Increasing Neonicotinoid Use and the Declining Butterfly Fauna of Lowland California.” Biology Letters.12: 20160475 (2016). https://wayback.archive-it.org/9650/20191001170357/http://dx.doi.org/10.1098/rsbl.2016.04758.  Wood, T. ve Goulson, D. “The Environmental Risks of Neonicotinoid Pesticides: A Review of the Evidence Post 2013.” Environmental Science and Pollution Research, 24(21), (2017). s.17285-17325.9.  Goulson, D. “An Overview of the Environmental Risks Posed by Neonicotinoid Insecticides.” Journal of Applied Ecology. 50/4 (2013). s. 977–987.

  • Sivil Toplumdan İklim için Ortak Çağrı
    by bececeli on 5 Aralık 2018 at 07:56

    Türkiye'den 25'in üzerinde sivil toplum kuruluşu, iklim müzakereleri öncesinde yetkilileri iklim değişikliği konusunda acil ve iddialı harekete geçmeye çağırdıBu yıl Polonya'da düzenlenecek BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) 24. Taraflar Konferansı (COP24), 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması'ndan sonra en kritik dönemeç olarak kabul ediliyor. Bu toplantıda Paris Anlaşması'nın uygulanmasına dair Kurallar Kitabı'na karar verilmesi ve ülkelerin 2020 yılında yürürlüğe girecek ulusal iklim taahhütlerini güncelleyerek küresel iklim değişikliğinin geri dönüşü olmayan seviyeye gelmesini engelleme hedefine uygun olarak daha iddialı hale getirmeyi kabul etmeleri bekleniyor.24. Taraflar Konferansı, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) büyük ses getiren 1,5°C Derece Özel Raporu'ndan sadece 2 ay sonra gerçekleşiyor. Küresel karar alıcıların talebiyle hazırlanan rapor küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi dönemin 1,5°C derece üzerinde sınırlamak için gereken sorumluluğun niteliğini ve acilen daha iddialı iklim hedefleri belirleme gerekliliğini gözler önüne seriyor.IPCC Özel Raporu küresel CO2 emisyonlarının 2030 yılına kadar yarıya inmesinin ve 2050'de sıfırlanmasının zorunlu olduğuna işaret ediyor. Aksi takdirde küresel ısınmanın 2030-2052 yılları arasında 1,5°C dereceyi geçmesi bekleniyor. Bu da gezegen üzerindeki yaşam için felaket demek.Türkiye müzakere heyetinin COP24 için öncelikli konusu iklim finansmanı ve emisyon azaltımına daha fazla katkı vermesi beklenen gelişmiş ülkeler listesinden (EK1'den) çıkmak. Geçtiğimiz yıllardaki konferanslarda da dile getirilen bu talep bu sene konferans gündemine görüşülmek üzere resmi bir madde olarak eklendi.Paris Anlaşması kapsamında gelişmiş ülkelerin finansal yardımı da yine devletlerin kendi belirledikleri taahhütlere dayanıyor. Türkiye'nin bir EK1 ülkesi olması diğer ülkelere iklim finansmanı konusunda zorunlu bir katkı vermesi gerektiği anlamına gelmiyor. Bu ekten çıkması da küresel ve özel bir iklim finansmanı fon havuzu olan Yeşil İklim Fonu'ndan beklediği finansmanı almasını garantilemeyecek.Türkiye'nin BM İklim Zirvesi'ne Yeşil İklim Fonu ile sınırlı yaklaşmak yerine, iklim taahhütlerini iyileştirme kapsamında yaklaşmasının önemli olduğuna inanıyoruz. Yetkililerin Paris Anlaşması'nı TBMM'de onaylayarak ülkemizin anlaşmaya resmen taraf olması, fosil yakıtlara dayalı enerji politikalarını değiştirmesi, halihazırda en büyük faydalanıcılarından olduğu çok taraflı kalkınma bankaları, uluslararası yatırım bankaları ve finansal kuruluşların iklim finansmanı kredi ve hibelerine erişimin devamını da sağlayacaktır. Küresel eşitsizlikler konusunu pek çok bağlamda gündeme getiren Türkiye'nin, en yakıcı sorunlardan olan iklim adaleti konusunda ileri adım atması beklenir. Müzakere sürecinde yetkililerin, finansmana erişim dışında kuşaklar içi ve kuşaklar arası iklim adaletsizliklerine odaklanması ve gelişmekte olan bir ülke olarak sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir.Paris Anlaşması'nın bir an önce etkin bir biçimde uygulamaya konması ve hızlı karbonsuzlaşma için acilen harekete geçilmesi, geri dönüşü olmayacak sosyal, ekonomik, kültürel ve yaşamsal kayıpları engelleyebilir. Türkiye ise bu konuda yapıcı, lider ülkelerden biri olma potansiyeline sahip olmasına rağmen sadece kendisinin EK1 ülkesi olma durumunu gündemde tutarak Paris Anlaşması'nı onaylamayı ve zayıf iklim hedeflerini güncellemeyi erteliyor. İklim değişikliği ile mücadelenin istihdam, teknoloji ve sağlık açısından diğer önemli faydalarını ve Türkiye'nin yenilenebilir enerji alanındaki güçlü potansiyelini düşündüğümüzde bu, yalnızca iklim için değil, Türkiye açısından da yanlış bir yol. Keza Türkiye bu yıl da Paris Anlaşması'nı onaylamayıp taraf olmadığı takdirde Paris Kurallar Kitabının kabulünü takiben artık uluslararası işbirliğinin bir tarafı olamayacak, müzakerelerde aktif bir şekilde yer almayacak ve yoluna sadece gözlemci olarak devam etmek zorunda kalacak.Enerji dönüşümü tarih boyunca defalarca yaşandı ve ülkeler bu dönüşümün içinde ne kadar erken rol aldıysa o kadar gelişti. Türkiye kendini izole ederek bütün dünyanın ve mevcut finansman kaynaklarının hızla terk ettiği fosil yakıtlara esir olmamalı. Türkiye, sürecin dışında kalmak yerine yenilenebilir enerji potansiyelini ve hızlı gelişmekte olan, geç sanayileşmiş bir ülke olmanın avantajlarını kullanarak karbonsuz bir geleceğe adil geçiş için süreci yönlendiren bir aktör olmayı tercih etmeli.İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olan Akdeniz havzasında yer alan Türkiye'nin durumu iklim taahhüdüne iddialı emisyon azaltımı olarak yansımıyor. Paris Anlaşması öncesinde verdiği ulusal iklim değişikliğiyle mücadele beyanı dahilinde artıştan azaltım sağlama gibi bir hedefi olan Türkiye, 2030 yılına kadar sera gazı salımlarını mevcut düzeyinin iki katından fazla artırmayı hedefliyor.Ortaya konan bu taahhüt, Türkiye'nin emisyonları için bir tavan hedefi belirlemek yerine yüksek karbonlu, enerji yoğun, kömüre ve diğer fosil yakıtlara dayalı ekonomik büyümede ısrar edeceğini gösteriyor.Türkiye gibi yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek bir ülkenin bir an önce Paris Anlaşması'nı onaylayarak gezegeni ve kendi vatandaşlarını kurtarmaya yönelik küresel çabalara etkin bir katılım göstermesi gerekiyor. Üstelik böyle bir dönüşümün sayısız faydası var.NewClimate Institute (NCI) ile CAN Europe (Avrupa İklim Ağı) tarafından Türkiye İklim Ağı'nın desteği ile hazırlanan "İklim Hareketine Geçmenin Yan Faydaları: Türkiye İklim Taahhüdünün Değerlendirmesi Raporu" Paris Anlaşması'na uyumlu politikaların Türkiye için daha güçlü ekonomi anlamına geldiğini göstermişti. Raporda yapılan analiz, 1,5°C ve 2°C derece hedeflerine uygun bir şekilde, Türkiye'nin yüzde 100 yenilenebilir enerjiyi ve enerji verimliliğini önceliklendiren bir patikayı takip ettiği takdirde, fosil yakıtlara bağlı enerji ithalatından 23 milyar dolar tasarruf edebileceğini, 2030 yılına kadar hava kirliliğine bağlı toplam 35 bin ölümü engelleyebileceğini ve enerji sektöründe 64 bin yeni iş imkanı yaratabileceğini gösteriyor. Yapılan başka çalışmalar ise iklim değişikliği etkilerinin neden olacağı kayıp ve zararların mal olacağı insan hayatları ile ülke ekonomisine etkilerini ortaya koyuyor.Türkiye'de iklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşları olarak, biz de yeni iklim rejimi içindeki aktörlerin doğru bir şekilde farklılaşması gerektiğine inanıyor, tarihsel sorumluluğu daha fazla olan ülkelerin daha hızlı ve iddialı bir şekilde iklim hareketine geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye hükümeti de bu anlamda ekler sisteminin iyileştirilmesine dair yapıcı katkılar verebilir. Ancak halihazırda sanayileşme öncesi döneme kıyasla ortalama sıcaklıklar 1°C derecenin üzerinde artmış durumda. Ülkelerin 1,5°C derecelik artışın getireceği felaketleri önlemek için yarışması gerektiğini düşünüyoruz. Geri adım atmak için zamanımız kalmadı. Bu nedenle, Türkiye hükümetinin de ivedilikle Paris Anlaşmasını onaylayıp, iklim hedeflerini güçlendirerek küresel mücadelenin liderleri arasında yer almasını talep ediyoruz.İmzacı kurumlar:Adana Çevre ve Tüketiciyi Koruma Derneği (ÇETKO)Adana Tabip OdasıAkdeniz Yeşilleri DerneğiAntakya Çevre Koruma DerneğiAvrupa İklim Eylem Ağı (Climate Action Network Europe)Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme DerneğiÇevre ve Arı Koruma Derneği (ÇARIK)Doğa Koruma Merkezi (DKM)Ekoloji Kolektifi DerneğiEUROSOLAR Türkiye Yenilenebilir Enerji BirliğiFoça Çevre ve Kültür Platformu (FOÇEP)Foça ForumGreenpeaceİskenderun Çevre Koruma DerneğiKadıköyü Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneği (KADOS)Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma DerneğiMersin Çevre Dostları DerneğiSağlık ve Çevre Birliği (HEAL)Tarsus Çevre Koruma Kültür ve Sanat Merkezi DerneğiTürkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP)WWF TürkiyeYeryüzü DerneğiYeşil Düşünce DerneğiYeşilistYuva Derneği350 Türkiye

  • 5 soruda COP24
    by bececeli on 5 Aralık 2018 at 07:22

    Bu yıl Polonya’da düzenlenecek BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 24. Taraflar Konferansı (COP24), 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’ndan sonra en kritik dönemeç olarak kabul ediliyor.Bu toplantıda Paris Anlaşması’nın uygulanmasına dair Kurallar Kitabı’na karar verilmesi ve ülkelerin 2020 yılında yürürlüğe girecek ulusal iklim taahhütlerini güncelleyerek küresel iklim değişikliğinin geri dönüşü olmayan seviyeye gelmesini engelleme hedefine uygun olarak daha iddialı hale getirmeyi kabul etmeleri bekleniyor.5 soruda COP241- COP24 neden kritik bir öneme sahip?1992 yılında Rio’da imzaya açılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 1994 yılında 196 ülke tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi. İmzacı ülkeler bu tarihten itibaren her yıl düzenlenen Taraflar Konferansları’nda (COP) bir araya gelerek sözleşmenin uygulanmasını takip ediyor. Bu yıl 2 Aralık -14 Aralık tarihleri arasında Polonya Katowice’de  düzenlenecek 24. Taraflar Toplantısı (COP24), 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’ndan sonra en önemli karar yeri olarak kabul ediliyor. Bu toplantıda Paris Anlaşması’nın uygulanmasına dair Kurallar Kitabı’na karar verilmesi ve ülkelerin 2020 yılında yürürlüğe girecek ulusal iklim hedeflerini güncelleyip daha iddialı hale getirmeyi kabul etmeleri bekleniyor.Ülkelerin hali hazırdaki taahhütleri, Paris Anlaşması’nın küresel iklim değişikliğini 1,5 derecede tutma hedefini gerçekleştirmekten uzak. Bu taahhütlerle devam edildiğinde en iyi ihtimalle 3 derecelik bir değişim bizi bekliyor ve bu da gezegen için felaket anlamına gelebilir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın konferanstan bir hafta önce yayınladığı Emisyon Açığı raporu (1) iklim değişikliğini 1,5 derecede tutmak için ülkelerin mevcut taahhütlerini beş katına çıkarmaları gerektiğinin altını çiziyor.İnsanlar artık iklim değişikliği konusunda eylemsizlikten bıkmış durumda. Durumun aciliyeti her zamankinden daha aşikar. İklimi çoktan bir derece değişmiş bir gezegende yaşıyoruz ve maalesef bunun etkilerini her geçen gün daha da ağır bir şekilde yaşıyoruz. Bu gidişata bir an önce dur demek için Polonya’da hükümetlerin sergileyeceği tutum hayati önemde.2- Türkiye’nin COP24’ten beklentisi nedir?Türkiye’nin uzun yıllardır iklim müzakerelerindeki duruşu COP24’te de değişmiyor. Türkiye iklim değişikliği alanında tarihsel sorumluluğu olmadığı gerekçesiyle iklim finansmanına katkı veren gelişmiş ülkeler listesinden (EK1) çıkmak ve gelişmiş ülkelerin fon aktaracağı Yeşil İklim Fonu’ndan en azından emisyon azaltım çalışmaları için destek almak istiyor. Geçtiğimiz yıllardaki konferanslarda da dile getirilen bu talep bu sene konferans gündemine görüşülmek üzere resmi bir madde olarak eklendi.Paris Anlaşması kapsamında gelişmiş ülkelerin finansal yardımı da emisyon azaltımları gibi gönüllü taahhütlere dayanıyor. Yani Türkiye’nin gelişmiş ülkeler listesinde (EK1) kalması fon aktarımını zorunlu kılmadığı gibi bu listeden çıkması da Yeşil İklim Fonu’na (2) erişimini garantilemeyecek.3- Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmak için ortaya koyduğu, EK-1 listesinden çıkma ve Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanma talepleri konusunda Greenpeace’in görüşü nedir?Biz de yeni iklim rejimi içindeki aktörlerin doğru bir şekilde sınıflandırılması gerektiğine inanıyor, tarihsel sorumluluğu daha fazla olan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadelede daha hızlı ve iddialı şekilde hareket etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye hükümetinin de bu anlamda ekler sisteminin iyileştirilmesine dair yapıcı katkılar sağlayabileceğine inanıyoruz.Öte yandan, Türkiye’nin COP24’e sadece Yeşil İklim Fonu talebiyle değil, kendi iklim taahhütlerini iyileştirme kapsamında yaklaşmasının önemli olduğuna inanıyoruz. Ankara’nın Paris Anlaşması’nı TBMM’de onaylayarak resmen taraf olması gerekiyor.  Türkiye bu yıl da Paris Anlaşması’nı onaylamazsa bu anlaşmayla ilgili görüşmelere sadece gözlemci statüsünde dahil olabilecek ve hiçbir karar mekanizması içinde yer alamayacak. Türkiye’nin anlaşmayı onaylayarak fosil yakıtlara dayalı enerji politikalarını değiştirmesi, halihazırda çok taraflı kalkınma bankaları, uluslararası yatırım bankaları ve finansal kuruluşların iklim finansmanı kredi ve hibelerinden en çok faydalanan ülkelerden biri olarak bu kaynaklara erişiminin devamını da sağlayacaktır.Paris Anlaşması’nın bir an önce etkin bir biçimde uygulamaya konması ve hızlı sera gazı emisyonu azaltımı için acilen harekete geçilmesi gerekiyor.  Bu pek çok hayat kurtararak, geri dönüşü olmayacak maddi ve manevi kayıpları engelleyecektir. Türkiye bu konuda lider ülkelerden biri olma potansiyeline sahip. Ancak Türkiye sadece EK1 ülkesi olma durumunu gündemde tutarak Paris Anlaşması’nı onaylamayı ve zayıf iklim hedeflerini güncellemeyi erteliyor. İklim değişikliği ile mücadelenin istihdam, teknoloji ve sağlık açısından faydalarını ve Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki güçlü potansiyelini düşündüğümüzde bu, yalnızca iklim için değil, Türkiye açısından da oldukça zararlı bir yol.4- Türkiye’den beklenti nedir?Türkiye, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olan Akdeniz havzasında yer alıyor. Ancak Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında sunduğu iklim taahhüdünde iddialı bir emisyon azaltımı öngörmüyor. Türkiye’nin bir an önce Paris Anlaşması’nı onaylayarak bu tarihsel işbirliğinden kendini izole etmemesi, iklim taahhütlerini Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin ( IPCC) 1,5 Derece raporu (3) ışığında güncelleyerek kazanan tarafta yerini alması gerekiyor.5- Küresel iklim değişikliğini sanayi öncesi dönemin 1,5 derece üstüyle sınırlı tutmak mümkün mü?Mümkün. COP24, BM Hükümetlerarası İklim Paneli’nin (IPCC) büyük ses getiren 1,5 Derece raporundan sadece 2 ay sonra gerçekleşiyor. Küresel karar alıcıların talebiyle hazırlanan rapor, küresel iklim değişikliğini sanayi öncesi dönemin 1,5 derece üstüyle sınırlı tutmak için yapılması gerekenleri gözler önüne seriyor.Rapor, küresel CO2 emisyonlarının 2030 yılına kadar yarıya inmesinin ve 2050 yılına kadar sıfırlanmasının zorunlu olduğuna işaret ediyor. Aksi takdirde küresel ısınmanın 2030-2052 yılları arasında 1,5 dereceyi geçmesi bekleniyor. Bu da gezegen üzerindeki yaşam için felaket demek. COP24’e bu açıdan hazırlıklı gelmeleri, Avrupa Birliği gibi uzun yıllardır iklim değişikliği konusunda öncülük eden ülke gruplarının iddialı hedeflerle diğer ülkelere örnek olmaları önemli.(1)  https://wayback.archive-it.org/9650/20191001170357/https://www.unenvironment.org/resources/emissions-gap-report-2018(2)  https://wayback.archive-it.org/9650/20191001170357/https://www.greenclimate.fund/home(3)  https://wayback.archive-it.org/9650/20191001170357/http://www.ipcc.ch/report/sr15/

  • Tam Zamanlı Çağrı Merkezi Yetkilisi
    by bececeli on 29 Kasım 2018 at 10:50

    Greenpeace, küresel çevre sorunlarını ortaya çıkarmak, yeşil ve barış dolu bir gelecek için gereken çözümleri sunmak amacıyla şiddetsiz ve yaratıcı çözümler sunan, bağımsız projeler yürüten bir organizasyondur.Genel niteliklerSende çevre suçlarının çözümüne katkıda bulunmak istiyor ve aşağıdaki niteliklere uyduğunu düşünüyorsan bu ilan tam sana göre olabilir:İletişim yönü güçlü ve kendine bu konuda güvenen,Takım başarısına ve şiddetsiz iletişime inanan,Kendini çevre ve iletişim konularında geliştirmek isteyen,En az lise, tercihen önlisans ve lisans mezunuİş tanımıGreenpeace projelerini ve Greenpeace Akdeniz dergi aboneliğini telefonda tanıtmak.Birlikte çalıştığımız Çağrı Merkezi bünyesinde İstanbul Avrupa Yakasında çalışmak ve ailemize katılmak istersen ilana hemen başvurabilirsin.CV'nizle birlikte lütfen neden bu pozisyonda çalışmak istediğinizi anlatan ön yazınızı da iletin. Ön yazısız olan başvurular dikkate alınmayacaktır.Başvuru için Duygu Yılmaz ile dyilmaz@greenpeace.org adresinden iletişime geçebilirsiniz. Email başlığında “Tam Zamanlı ÇAĞRI MERKEZİ YETKİLİSİ” kullanmanızı rica ederiz. Greenpeace Akdeniz fırsat eşitliğine değer veren bir kurumdur. Çalışan çeşitliliğini savunurken cinsiyet, etnik veya dinsel grup gözetmeksizin her başvuruyu değerlendiriyoruz.Aday Rıza MetniBu ilana başvurduğunuzda, öz geçmişinizin içeriğinde iletmiş olduğunuz kişisel verilerinizin Greenpeace Akdeniz Basım ve Tanıtım Hizmetleri LTD.ŞTİ’nin veri tabanında 1 yıl süre ile işe yerleştirme amacıyla saklanmasına ve yine aynı amaçla kurum içerisinde işe alım sürecine dahil olacak kişilerle paylaşılmasına, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda tanımlanan açık rızayı göstermiş olmaktasınız.

  • Devletler, Antarktika Okyanusu’nu korumayı başaramadı ama her şey bitmedi
    by agoktepe on 6 Kasım 2018 at 15:20

    Geçtiğimiz 2 hafta, Antarktika Okyanusu Koruma Komisyonu üyesi devletler, bölgede dünyanın en büyük okyanus koruma alanı oluşturulması için görüşüyorlardı. Maalesef bizi hayal kırıklığına uğrattılar.22 üye bu planı desteklese de Norveç, Çin ve Rusya karşı çıkarak kararın alınmasına engel oldu. Hatta Rus ve Çin komiteleri zaman doldurmak için oyalama taktikleri uyguladılar ve koruma alanı ilan edilmesinin bilimsel gerekçelerini tartışmak yerine görüşmelerin tıkanmasına sebep oldular.Bu başarısızlık Antarktika’nın muhteşem vahşi yaşamını aşırı avlanma, kirlilik ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı savunmasız bıraktı.Bozuk düzenAntarktika Oyanusu Koruma Komisyonu veya resmi adıyla CCAMLR, Antarktika Okyanusu’yla ilgili kararları veren uluslararası bir kurul. Bu kurul, 24 ülkenin ve Avrupa Birliği’nin temsilcilerinden oluşuyor.Görevleri, hiçbir ülkenin kontrolü altında olmayan bu denizlerde aşırı avlanma yapılmasına engel olarak Antarktika Okyanusu’ndaki deniz yaşamını korumak.Ama bu defa Antarktika Okyanusu Koruma Komisyonu başarısızlığa uğradı. Böyle devam ederse bu görevi yerine getirip getiremeyecekleri taraf tartışılır hale gelecek.Okyanuslar için yeni bir umutBugün, mavi gezegenimize karşı sorumlu hisseden herkes için üzücü bir gün. Ama bu bir son değil, sadece bir başlangıç… Tam 2,7 milyon kişi bu koruma alanı için kampanyaya katıldı, bu da demek oluyor ki her zamankinden daha da güçlüyüz.Öncelikle Antarktika Okyanusu için çalışmaya devam edeceğiz. Ama sadece bununla yetinemeyiz.Mavi gezegenimizi korumak için bundan daha fazlasına ihtiyaç var. Bu da şu anlama geliyor: Okyanuslarımızı korumaya almak istiyorsak öncelikle sistemin işleyişini değiştirmemiz gerekiyor ki bu kararların alınması kolaylaşsın.Yakında bunun için bir fırsatımız olacak. Okyanuslarla ilgili yeni bir anlaşma Birleşmiş Miller’in gündemine geliyor. Eğer kabul edilirse, dünyadaki tüm okyanuslar ÜÇTE BİRİNİ kapsayan devasa bir koruma alanının oluşturulması mümkün olabilir. Antarktika’yla ilgili görüşmelerde 25 ülkeden 22’sinin koruma alanını desteklediğini unutmamalıyız. Eğer oy birliği şartı olmasaydı bu çoğunluğuyla karar çoktan alınmış olurdu.Bu okyanusların koruması için tarihi bir adım olabilir ve birlikte bunu başaracak güçteyiz.Düşüncelerini bizimle paylaşmak istersen, Instagram'da paylaştığımız haberin altına yorumlarını yazabilirsin. Penguenin Türkiye turu sırasında kaleme aldığı her blog yazısını bitirirken söylediği gibi:Penguenle kal! Penguen kal! 🐧💚

  • Endonezya'nın Cennet Kuşu, İstanbul'a Kondu
    by bececeli on 16 Ekim 2018 at 11:28

    Endonezya'da palm yağı endüstrisinin tehdidi altındaki cennet kuşu, İstanbul'da bir duvara kondu.Ressam Şevket Sönmez, Greenpeace'in palm yağı endüstrisine karşı başlattığı kampanyaya destek için İstanbul Kadıköy'de bir duvara soyu tehdit altındaki cennet kuşunu resmetti.Palm yağı endüstrisinin yeni üretim sahaları için sınırlarına dayandığı Gine bölgesinin en ikonik türlerinden cennet kuşunun resmi, artık İstanbul’un son zamanlarda en çok konuşulan semtlerinden Yeldeğirmeni’nde. Grafiti, Greenpeace’in küresel ölçekte yürüttüğü kampanya çerçevesinde Berlin, Cancún, Cakarta, Kuala Lumpur, Londra, Los Angeles, New York, Paris, Tokyo, Viyana dahil 21 şehirdeki sokak sanatı çalışmalarına eşlik ediyor. Söz konusu grafitiler sosyal medyada #wingsofparadise hashtag’iyle paylaşılıyor.Palm yağı endüstrisi şimdiden Endonezya’nın benzersiz yağmur ormanlarına zararlar verdi. Doğal hayat, biyoçeşitlilik ve bölgedeki yerel halklar üzerinde ciddi olumsuz etkiler yarattı. Dünyamızın en benzersiz ekosistemlerinden birine daha fazla zarar verilmesinin önüne geçmeliyiz. Şimdi büyük firmaları, ormansızlaşmaya neden olan palm yağı üretim metotlarına sırtlarını dönmeye zorlamak için elimizde benzersiz bir şans bulunuyor. Hep beraber büyük firmalara çağrıda bulunarak ormansızlaşmanın sorumlusu aracı firmalardan palm yağı almayı bırakmalarını istiyoruz.Ressam Şevket Sönmez ise konuya dair kaleme aldığı yazıda, hislerini şöyle aktardı:“İnsanların çoğu dünyayı ve içinde yaşayan canlıları tanımaya başladığı zaman kendini onlarla özdeşleştirir, birçok arkadaşım gibi ben de çocukluğumda kuş olmak isterdim.Yok oluş tehdidi oluşturduğumuz sayısız canlı türünden sonra sıra cennet kuşlarına gelmiş. Ne söylesek kar etmeyecek gibi geliyor, güzel suretlerini hatırlatmayı deniyoruz.Bu harikulade canlıların varlığını, çoğalmalarını, doğanın ve hayatın korunduğu mutlu beraberliğimizi kutlayan bir uluslararası etkinlik için resim yapmak isterdim. Bu koruma çağrılarına gerek duyulmayan bir dünyada resim yapabilmek. Cennet Kuşları onlara ne ad taktığımızı eminim umursamıyordur, trajikomik bir durum var: Burada 'cennet' en çok biz insanların ihtiyacı, ancak kendi ellerimizle bildiğimiz tek cenneti, yani dünyamızı yok ediyoruz. Durup koruma zamanı, sesimizi duyun! Ormanlar, orangutanlar ve kuşların korunma kampanyalarına konu olmaktan çıkıp özgürce yaşadıkları bir dünyanın içinde yaşamak, resim yapmak, şarkı söylemek ve cennet kuşları gibi aşkla dans etmek, uçsuz bucaksız yağmur ormanları içinde kuşlar gibi özgür olabilmek dileğiyle. Sesimizi duyun!”Tam adres: Rasimpaşa Mahallesi, 46/A, Karakolhane Cd., 34716 Kadıköy/İstanbul

  • Arılar hakkında 10 ilginç bilgi
    by bececeli on 4 Ekim 2018 at 11:28

    Bugün, “Dünya Hayvanları Koruma Günü”... Hayvanlar aleminde varlıkları ile insanlığın hayatını kolaylaştıran ve zenginleştiren arıların yardımımıza ihtiyacı var.Zira tarımda kullanılan bazı kimyasal maddeler arıların sinir sistemlerini etkileyerek ölmelerine neden oluyor. “Hepimiz Aynı Kovandayız” projesi ile arıların ölümüne neden olan tarım ilaçlarının yasaklanmasını talep ediyoruz. Neden? İşte size arıların ne kadar muhteşem canlılar olduğuna dair 10 bilgi:1. Biz yokken arılar vardıBilinen ilk arı fosili 100 milyon yıl, ilk insan fosili ise 300 bin yıl öncesine ait. Yani biz yokken arılar vardı.2. En çalışkan hayvan: Arılar...Ortalama bir arı hayatı boyunca bir çay kaşığının 12’de 1’i kadar bal üretiyor. Yarım kilo bal için bir grup bal arısının 2 milyon çiçeği gezmesi gerekiyor.3. Dans etmeyi de pek seviyorlarBal arıları kendi aralarında dans ederek anlaşıyorlar. Bir bal arısı bulduğu yemek kaynağının konumunu ve kovana mesafesini, yaptığı özel bir dans ile diğer arılara anlatır.4. Çok hızlılar…Bal arıları kanatlarını aklınızın alamayacağı kadar hızlı çırpıyorlar. Bir bal arısı saniyede 230 defa kanat çırpıyor. Duyduğunuz “vızzz” sesi de işte bu hızla çırpılan kanatlardan çıkıyor.  5. Sadece dişi arılar sokarÇünkü sadece dişi arıların iğneleri vardır. Üzücü olan ise bal arılarının herhangi birini ya da bir şeyi soktuktan sonra ölmeleri…6. Koku arıların işiBal arılarının 170 koku alıcısı bulunuyor. Bu sayede sizin kokusunu dahi alamadığınız çiçeklerden o lezzetli balları üretiyorlar.7. Birbirlerini nasıl ayırt ediyorlar?Tabii ki kokuları ile… Her bir bal arısı kolonisi kendine has bir kokuya sahip ve arılar kendi kolonilerini bu sayede bulabiliyorlar.8. İnsanların en yakın böcek dostu: Arılar…Çünkü arılar insanların yiyebilecekleri bir gıda üreten tek böcek türü…9. Yazın çalış, kışın yeArılar kış aylarında kovanlarından çıkmaz ve yaz boyunca biriktirdikleri balı yiyerek yaşamlarına devam eder; kraliçe arıyı ve kendilerini sıcak tutmak için sıkı bir küme oluştururlar.10. Pek minikler, 5 gözlülerBal arılarının 6 bacağı var. 2 bitişik gözleri başlarının yanında; 3 tekil gözleri ise başlarının üzerinde. Bunun yanında 2 çift kanatları, bir nektar keseleri ve bir de mideleri var.Arılar için sen de harekete geç!

  • Rapor: Yağmur ormanları için geri sayım
    by bececeli on 19 Eylül 2018 at 13:58

    Yağmur ormanları için geri sayım.Greenpeace, palm yağı üreticilerinin tutmadıkları sözleri nedeniyle yağmur ormanlarında neden oldukları yıkımı “Yağmur Ormanları için Geri Sayım” adlı raporunda gözler önüne serdi. 25 büyük palm yağı üreticisinin Endonezya'da neden olduğu orman tahribatının incelendiği raporda çarpıcı veriler yer alıyor.

  • Rapor: Arılar Yaşasın Diye
    by bececeli on 19 Eylül 2018 at 05:49

    Soframıza gelen gıdaların 3’te 1’ini borçlu olduğumuz arılar, bazı tarım ilaçları yüzünden büyük tehlikede altında!Tarımsal ilaçlamada kullanılan ve neonikotinoid adıyla sınıflandırılan bu kimyasal maddeler, arıların hayatını tehdit ediyor! Bunun sonucunda arıların bir kısmı zehirlenerek ölürken, bir kısmının da sinir sistemleri etkileniyor, hafıza kaybı nedeniyle kovanlarının yolunu bulamıyor ve aç kalıp, ölüyorlar. Sonuçta 2017'de Adana'da olduğu gibi arılarda koloni kayıpları da %80 oranına kadar çıkabiliyor. Eğer bu durum böyle devam ederse, tarımsal üretim düşecek, soframızdaki bazı gıda maddelerini mesela elma, çilek, domates, kiraz, çay, kahve ve bademi ya zorlukla bulacak ya da iyice artan fiyatları nedeniyle alamaz hale geleceğiz. Greenpeace Akdeniz, "Arılar Yaşasın Diye" adlı raporunda arıları tehdit eden pestisit türlerini ve Türkiye'deki durumu değerlendirdi.